Manuel Castells Kimdir? Ağ Toplumu Kavramı Nedir?

İlk kez Manuel Castells tarafından 90’lı yıllarda geliştirilen ağ toplumu kavramı, 20. Yüzyılın sonlarında enformasyon ve iletişim teknolojileri alanında yaşanan radikal gelişmeleri ve bu gelişmelerin yarattığı toplum modelini tanımlamak amacıyla kullanılıyor.

 

Castells’e göre ikinci milenyum sona ererken yaşanan sosyal, teknolojik, ekonomik ve kültürel dönüşümün doğurduğu yeni toplum biçimi karşısında 20. yüzyıl boyunca kullana geldiğimiz “endüstri toplumu”, “sanayi-sonrası toplum” ya da “bilgi toplumu” gibi tanımlamalar yetersiz kalmaktadır. Batılı toplumlardan başlayarak yaygınlaştığı ileri sürülen bu yeni toplumsal model, her ne kadar kendinden önceki toplum modellerini miras alsa da, bugüne kadar tanık olmadığımız başka nitelikler ve yenilikler taşımaktadır.

 

Manuel Castells’e göre “ağ toplumu” kavramı, bu yeni toplumsal örgütlenmeyi açıklamakta bize yardımcı olabilir. Ağ toplumu, medya çalışmaları alanının oldukça yeni kavramları arasında yerini alsa da aslında kavramın işaret ettiği toplumsal dönüşüme yabancı sayılmayız. Bizzat içinde yaşadığımız bu dönüşümün, gündelik hayatımızda yansımalarını giderek daha fazla hissetmekteyiz.

 

Özellikle ileri kapitalist toplumlarda iletişim teknolojilerinde yaşanan ve hızla dünyanın geri kalanına yayılan gelişmeler, gittikçe ağlara olan bağlılığı artırıyor. İletişimin değişen doğası bizi alabildiğine özgürleştirirken; yeteneklerimizin sınırlarını ise genişletiyor. Giderek ucuzlayan ve yaygınlaşan İnternet, cep telefonu ve diğer dijital teknolojiler sayesinde ulaşabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bilginin miktarı artıyor, coğrafyası genişliyor. Öte yandan aynı gelişmeler bugüne dek yaşamadığımız ölçüde bir bağımlılık ve kontrol gerçeğini de beraberinde getiriyor.

 

Saydığımız iletişim araçlarının kitlelerin kullanımına sunulmasının üzerinden henüz bir çeyrek yüzyıl bile geçmemişken, bugün bu araçların olmadığı bir hayat artık düşünülememekte. Ancak günlük yaşamımızda bu araçları kullanarak gerçekleştirdiğimiz her türlü iletişimde kontrol ve kayıt altına alınmamıza neden olabilen izler bıraktığımız da bir gerçek.

 

Dolayısıyla bir çelişki gibi görünse de yeni iletişim teknolojileri sayesinde hiç tanık olmadığımız bir özgürlüğü, yine tanık olmadığımız bir bağımlılık deneyimiyle aynı anda yaşamaktayız.

 

Küreselleşmenin toplumsal ve bireysel yansımalarının en somut biçimde gözlemlenebildiği bir dönemden geçiyoruz ve bu süreçte yeni medya sayesinde sosyalleşme pratiklerimiz de alabildiğine değişiyor. Kendi özel alanımızdan yerel, küresel kamusal alanlara açılmanın yepyeni yollarıyla tanışıyoruz.

 

Bir işveren, iletişim teknolojilerinin getirdiği olanaklardan yararlanarak yerel bir coğrafyaya bağlı kalmadan üretim gerçekleştirebiliyor. Bir ürünün tamamlanması birden fazla işçinin küresel eş güdümüyle gerçekleşebiliyor. Bireyler doğrudan bir şirkete bağlı olmadan, hatta evlerini terk etmeden çalışma imkânına erişebiliyor. Böylece esnek emek ve esnek istihdam rejimleri hızla yaygınlaşıyor.

 

Küresel düzlemde bireyler ve gruplar iletişim teknolojilerini kullanarak ortak çıkarları ve ilgileri doğrultusunda ülkelerinin politik sınırlarını aşabiliyor, etnik, kültürel, dinî, politik, sınıfsal yeni topluluklar kurabiliyor. Çevreci hareketler, hak temelli oluşumlar, küreselleşme karşıtı gruplar söz konusu sürecin somut örnekleri arasında yer alıyor. Böylece farklı kültürlerden gelen bireyler, yeni iletişim teknolojilerinin geniş olanaklarından yararlanarak ortak kültürel değerlere bağlılık gösterebiliyor, küresel bir yurttaşlık kavramının da temellerini atıyor.

 

Bu değişimlere bağlı olarak uzak, yakın, hızlı, yavaş, yerel, bölgesel, ulusal ya da uluslararası sözcükleri eski önemlerini hızla yitirirken, eş zamanlılık, gerçek- zaman (real-time), yersiz yurtsuzlaşma (deterritorialization), yakınsama (convergence), ulus-aşırılık ve küresel akış kavramları öne çıkıyor.

 

Küresel eksende bakıldığında ise giderek artan sayıda bireyin ve grubun iletişim teknolojilerini kullanarak ülkelerin politik sınırlarını aşabildiğini etnik, kültürel, dinî, politik, sınıfsal yeni topluluklar kurabildiğini, ortak çıkarlar ve ilgi alanları doğrultusunda bir araya gelebildiğini gözlemliyoruz. İnternet üzerinden pekiştirilen yatay ve etkili bir örgütlenme modeliyle hiyerarşik iktidar yapıları ve diktatörlükler aşınıyor. Çevreci hareketler, hak temelli oluşumlar, küreselleşme karşıtı gruplar söz konusu sürecin somut örnekleri arasında yer alıyor. Yeni medyanın olanaklarını etkili biçimde kullanan bu oluşumlar, aşağıdan küreselleşmenin çarpıcı örnekleri arasında sayılıyor.

 

Yine aynı teknolojiler sayesinde, finans merkezî konumunda olan New York, Londra, Tokyo gibi küresel kentlerin kendi aralarında kurdukları iletişim ağları ve bu yolla gerçekleşen ekonomik etkinlikler, bu kentlerin ait oldukları ülkelerin gücünü aşıyor; yarattıkları dalgalanmalar, dünyanın kalanını yakından ilgilendiriyor

Bu yazı size yardımcı oldu mu?

Ortalama 3.3 / 5. Oy sayısı 12

Geri bildiriminiz bizim için oldukça önemli, teşekkür ederiz.

Bizi Sosyal Medya Hesaplarımızdan Takip Edebilirsiniz.

Eleştirilerinizi duymak ve eksiklerimizi öğrenmek istiyoruz.

Lütfen makalede bulduğunuz eksiklikleri belirtiniz: