Sosyoloji Nedir? Tanımı, Konusu ve Kurucu Babaları

Sosyoloji Ne Demek?


 

En genel ifadesiyle sosyoloji, toplumun ve toplumsal gerçekliğin bilimsel olarak incelenmesidir. Dolayısıyla bir bilim dalı olarak sosyolojinin temel konusu toplumdur.

 

Peki öyleyse toplum nedir?

 

Belli bir toprak parçası üzerinde ortak kültürel ve tarihsel benzerlikler taşıyan insan topluluğuna toplum denir. Toplum öyle bir olgudur ki, insan yaşamının her anını kapsar ve etkiler.

 

Gittiğiniz okulda, büyüdüğünüz mahallede, iş yaşamında hemen hemen her yerde toplum size belli kuralları dayatır, belli bir yaşama biçimine mecbur kılar.

 

Bu nedenle örneğin, insanların suç işleme eğiliminden, fakir ya da zengin olmalarına, dindar ya da seküler bir bir yaşam biçimi tercih etmelerine kadar pek çok soru ve sorun toplumu inceleyerek, yani sosyoloji bilimi aracılığıyla çözümlenir. 

 

Bu bağlamda sosyoloji için; insan toplumlarının, insan kültürlerinin ve insan ilişkilerinin sistematik bir biçimde incelenmesidir diyebiliriz. 

 

Sosyologlar, sadece günümüzü değil tarihsel olayları ve toplumsal değişimleri de incelemelerine katarlar. Nitekim bu sayede sosyoloji, insan ve toplum davranışının ortaya çıkışına ilişkin daha geniş ve yetkin bir bakış açısı sunmuş olur. 

 

 

Sosyolojinin Konusu Nedir?


Dolayısıyla sosyoloji biliminin amacı; insanın sosyal ilişkilerini incelemek, toplumları, toplumsal kurumları ve bu kurumların insan üzerindeki etkilerini incelemektir.

 

Bu bağlamda sosyolojik araştırmanın merkezinde toplumsal ilişki, toplumsal etkileşim, toplumsal davranış ve bunların birey üzerindeki etkileri vardır diyebiliriz.

 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi sosyolojinin çalışma alanları suçtan dine, ırk ayrımcılığından sosyal sınıflara, ya da toplumların benimsedikleri yaygın inanç ve kültür ögelerinden, toplumları etkileyen radikal değişikliklere kadar birçok alanda kendini gösterebilir.

 

Ayrıca sosyoloji sadece ulusal ve yerel meseleleri değil, küresel meseleleri yani tüm dünyayı ve insanlığı ilgilendiren konuları da analiz eder ve inceler. 

 

Bu bağlamda sosyoloji; suç, hukuk, fakirlik, zenginlik, ayrımcılık, eğitim, kent yaşamı, ekonomi gibi birçok ulusal ve yerel meselenin yanında küresel düzeydeki nüfus artışı ve göç, savaş ya da barış ya da ekonomik büyüme gibi küresel meseleleri inceler, bunlara ilişkin soru ve sorunları açıklamaya çalışır.

 

Sosyolojinin özellikleriyle ilgili olarak belirtilmesi gereken bir diğer önemli nokta, onun bir bilim olduğu gerçeğinin gözden kaçırılmamasıdır. Bu şu yüzden önemlidir ki,  bir bilim dalı olması nedeniyle sosyoloji, olması gerekeni yani ideal olanı incelemez. Sosyolojinin görevi toplum için neyin iyi neyin kötü olduğunu belirlemek değildir. Daha ziyade, toplumsal alanda yaşanan olayları ve olguları incelemek ve bunlara ilişkin saptamalar yapmaktır. 

 

Sosyolog, bu olgular, olaylar ve gerçekler üzerine yaptığı gözlemler ve kullandığı bilimsel araştırma metotlarıyla toplumsal ve sosyal süreçleri anlamak ve açıklamak görevini yerine getirir.

 

 

Sosyolojinin Tarihi ve Kurucu Babaları


 

Peki Sosyoloji nasıl ortaya çıktı? Sosyoloji terimi ilk kez kim tarafından kullanıldı?

 

Şimdi bu sorulara kısaca cevap vermeye çalışalım.

 

Esas itibariyle 18. yüzyılda Batı Avrupa’da sanayileşmenin ortaya çıkardığı toplumsal sorunlara çözüm bulmak amacıyla ortaya çıkan sosyoloji bilimi, zamanla inceleme konularını genişletmiş ve sadece Avrupa toplumuyla sınırlı kalmayarak diğer toplumlara ilişkin sorunlara da eğilmeye başlamıştır. 

 

Sosyoloji kelimesi Latince Socius ve Yunanca Logos kelimelerinin birleşmesinden türemiş bir kelimedir. Socius arkadaş, dost ve toplum gibi anlamlara gelirken; Logos ise bilgi demektir.

 

Bu bağlamda sosyolojinin Türkçe karşılığı “toplumbilimi” dir.

 

Sosyolojiyi bir bilim dalı olarak kuran ve ona ismini veren kişi Fransız Filozof Aguste Comte‘dur.

 

Comte, bu bilime başlangıçta “Sosyal Fizik” adını vermek istese de, o dönemde bu ismin başka bir çalışmada kullanılmış olması nedeniyle bir kavram kargaşasına yol açmamak adına “Sosyoloji” kelimesini kullanmaya devam etmiştir.

 

Aguste Comte’un sosyolojiye “sosyal fizik” adını vermek istemesi onun pozitivist düşüncesinin bir sonucudur.

 

Çünkü Comte, bu yeni bilim dalının tıpkı fizik bilimi gibi deneylere ve gözleme dayalı bir bilim dalı olmasını, yani bir pozitif bilim dalı olmasını arzu etmiştir. Toplum hakkında kesin ve nihai çözümler üretmesini arzulamıştır.

 

Ancak sosyoloji biliminin kurulmasında Comte’dan ziyade üç isim ön plana çıkar. “Sosyolojinin kurucu babaları” olarak adlandırılan bu isimler: Emile Durkheim, Karl Marx ve Max Weber’dir. Bu isimler yaptıkları çalışmalarla sosyoloji biliminin ilk örneklerini ve bu biliminin gelişmesine öncülük etmişlerdir.

 

Örneğin Durkheim, intihar üzerine yaptığı çalışmayla, sosyolojiye bilimsel disiplin kazandıran ilk isim sayılır. Çalışmasında intihar meselesini kişisel değil, toplumsal bir mesele olarak ele alan Durkheim, vaka analizi ve istatistik gibi ampirik yöntemlere başvurmuş ve intihar oranları ile bireylerin medeni durumları, dinsel inançları ve yaşadıkları toplum gibi çeşitli değişkenler arasında ilişki kurmuştur.

 

Karl Marx ise özellikle sınıf kavramı üzerine yaptığı vurguyla kapitalist toplum biçiminin ortaya çıkış ve işleyiş süreçlerine ilişkin önemli çalışmalar ortaya koymuştur.

 

Sosyolojinin diğer kurucu babası Max Weber ise, özellikle bürokrasi ve modern toplumlardaki iktidar kurumları üzerine yaptığı çalışmalarla, sosyoloji biliminin doğuşuna önemli katkılar sağlamıştır.

 

Sosyoloji Okumak ve Mezunlarının İş İmkanları:


Bir bilim olarak sosyolojiyi inceledikten sonra şimdi kısaca bir meslek dalı ve bir üniversite bölümü olarak sosyolojiyi değerlendirelim. Sosyoloji bölümü okunur mu? Sosyoloji bölümü mezunlarının iş imkanları nelerdir? gibi sorulara kısaca cevap vermeye çalışalım.

 

Sosyoloji bölümü, toplumsal olay ve olgularla ilgilenen, günlük siyasetin ya da toplumsal gelişmelerin arkasında yatan nedenleri anlamaya çalışan kişiler için ilgi çekici bir bölüm olarak görülebilir.

 

Ancak ülkemiz şartlarında bölümün iş imkanları ne yazık ki oldukça kısıtlıdır. Sosyoloji bölümü okumak istiyorsanız, bu gerçeği göz ardı etmemeniz gerekir. Sosyoloji okumak, mesleki avantajlarından ziyade, akademik ve entelektüel boyutları itibariyle doyurucu bir tercihtir. Çünkü sosyoloji bir meslek olmaktan ziyade bir bilim dalı ve akademik disiplindir. 

 

Bir an önce iş hayatına atılmanız gerekiyorsa, ailenizin maddi durumu sizi uzun yıllar okutmaya yetmeyecek (yüksek lisans, doktora gibi) durumdaysa ya da uzun yıllar işsiz kalmak sizi üzecekse, bu bölümü okumanız tavsiye edilmez.

 

Eğer sosyolojinin araştırma alanlarıyla gerçekten ilgiliyseniz, sizin için bu bölümü iş hayatına girdikten sonra ya da hali hazırda başka bir bölüm okurken ikinci üniversite olarak okumak daha mantıklı bir tercih olacaktır. 

 

Çeşitli internet sayfaları sosyoloji mezunlarının iş olanakları başlığı altında Gazetecilik, Reklamcılık, Sivil Toplum Kuruluşları ve hatta Yazarlık gibi birçok alan saymaktadır. Ancak bunların sizi yanıltmasını izin vermeyin. Çünkü bu alanlardaki işler sosyoloji mezunu olmayı zorunlu olarak gerektirmez. Daha açık bir deyişle, bu işler için aranan başka birçok özellik ve nitelik sosyoloji mezunu olmanın önünde yer alır.

 

Son olarak elbette ülkemizde KPSS ile yapılan kamuya alımlarda şansınızı denemek isteyebilirsiniz. Zaman zaman kamu kurumlarına sosyolog ünvanlı personel alınmakta olduğu doğrudur. Ancak bu sayının, sosyoloji mezunlarının sayısıyla kıyaslandığında yok denecek kadar az olduğu bir gerçektir. 

 

Özetle ülkemizin günümüz koşullarında sosyoloji okumanın özel ya da kamu sektöründe iş bulmak açısından sizi avantajlı bir duruma getirdiğini söyleyebilmek oldukça zordur. “Üniversitede kalmak” olarak tabir edilen akademik kariyer imkanları da aynı şekilde, yani mezun ve kadro arasındaki orantısızlık nedeniyle kısıtlıdır.

 

Ancak tüm bunlara rağmen yine de Sosyoloji okumak isterseniz; bu bölümü Boğaziçi, ODTÜ gibi ortalama üstü üniversitelerde okumanız sizin faydanıza olabilir. Burada üniversitenin ismi, arkadaş çevreniz, alacağınız dil eğitimi gibi unsurlar bölümünüzün önüne geçerek size farklı iş alanları açabilir. Ayrıca buralarda alacağınız iyi sosyoloji eğitimi, sizi binlerce sosyoloji mezunun önüne geçirebilir ve böylece ülkemizin oldukça kısıtlı olan sosyolog ihtiyacını dolduranlar az sayıdaki “sosyolog” dan biri olabilirsiniz. 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.