Kısaca Türkiye’de İç Göç ve Kentleşme Sürecinin Sonuçları

Batı Avrupa ülkelerinin 19. Yüzyılda yaşadıkları iç göç ve kentleşme, bu ülkelerde görülen Sanayi Devriminin doğrudan bir sonucudur.

 

Sanayileşmenin iş gücü ihtiyacına paralel olarak ortaya çıkan bu tarz bir kentleşme,  “düzenli kentleşme” olarak adlandırılır. 

 

Ancak az gelişmiş ülkelerde meydana gelen kentleşme, doğrudan sanayileşmenin bir sonucu olarak ortaya çıkmamıştır. Bu nedenle buralarda yaşanan kentleşme sürecine “sanayisiz kentleşme” ya da “çarpık kentleşme” adı verilir.

Bu bağlamda Türkiye’de yaşanan kentleşme sürecinin adı “çarpık kentleşme” dir.

 

Çünkü sanayileşmenin bir sonucu olarak değil, ağırlıklı olarak kırsal kesimde yaşanan yapısal dönüşüm sonucunda ortaya çıkmıştır.

 

Kırsal kesimde toprak mülkiyetindeki değişimler ve miras yoluyla arazinin bölünmesi sonucunda, kişi başına düşen arazi büyüklüğü düşmüştür. Böylece önemli miktarda bir kırsal nüfus, kendisinin kırsalda geçinmesini sağlayacak olanaklardan mahrum kalmıştır.

Aynı şekilde tarımda makineleşmenin artması da kırsalda yaşanan bu değişim en önemli nedenlerinden biridir.

Zira Marshall programının uygulanması sonucunda 1948 ile 1956 yılları arasındaki dönemde ülkedeki traktör sayısı bin 800’den 44 bin’e yükselmiştir.

Bu dönemde ayrıca, karayolu ve motorlu taşıt kullanımının artması neticesinde köy ve kent arasındaki ilişkiler de yoğunluk kazanmıştır.

Nihayet tüm bu etkilerin sonucunda, özellikle 1950’li yıllardan başlayarak Türkiye’de köyden kente önemli bir göç süreci yaşanmıştır.

 

1945-1950 arası dönemde yalnızca 214 bin olan göçmen sayısı, 1950-1955 döneminde 904 bin’e ulaşmıştır.

 

İstanbul, Ankara, Adana ve Bursa, sırasıyla en çok göç alan iller olmuştur.

Bu gelişmelerin bir sonucu olarak, 1950 yılından itibaren kentlerde nüfus artış hızı sert bir yükseliş göstermiş, buna karşın, kırdaki nüfus artış hızı gittikçe düşmüştür.

 

Bu tarihlerden itibaren çarpık kentleşmenin bir sonucu olarak gecekondulaşma olgusu da kendisini göstermeye başlamıştır.

 

1950’de kentlerde 50 bin civarı gecekonduda yaşayan 240 bin kişilik bir nüfus varken; 1960 yılına gelindiğinde bu sayı, 240 bin gecekonduda yaşayan 1 milyon 200 bin kişiye ulaşmıştır.

Bu iç göçlerin oldukça önemli ekonomik sonuçları olmuştur.

 

Örneğin mal ve imalat sanayi üretimine ayrılması planlanan sermaye, büyük oranda inşaat ve arsa ticaretine kaymıştır. Böylece üretim artışı, nüfus artışının gerisinde kalmış ve temel mallarda tüketim karşılanamamıştır. Bunun kaçınılmaz sonucu ithalata mecbur bir Türkiye’dir.

Ayrıca, kırdan gelen nüfus imalat ve inşaat kesiminde yeterince istihdam olanağı bulamayınca, üçüncü kesim denilen hizmetler kesimi (devlet memurları, bankalar, ticaret, serbest mesleğin hukukçu ve aracı kesimi) büyümüştür.

 

 Bu durumda yine üretimin düşük seviyelerde kalmasına ve enflasyonist eğilimlerin artmasına yol açmıştır.

Bu makaleyi faydalı buldunuz mu?
[Total: 2 Average: 5]

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.