İslam Tarihi

İslam Medeniyetinin Altın Çağı: Ne Zaman Başladı? Ne Zaman Bitti?

İslam Medeniyetinin “Altın Çağı” olarak adlandırılan dönem, Abbasi Halifeliğinin 750 yılında Bağdat’ı başkent ilan etmesiyle başlar ve yine Bağdat’ın 1258’de Hülagü komutasındaki Moğol orduları tarafından istila edilmesiyle son bulur. Bağdat’ın yanı sıra, Endülüs Emevi Devletinin hüküm sürdüğü, “Müslüman İspanyası” da, bu dönemin bir diğer önemli merkezidir. 

 

Avrupa’da 1400 ile 1700 yılları arası Rönesans yani “yeniden doğuş” dönemi olarak adlandırılır.

 

Bu dönem Avrupa dünyası açısında büyük bir keşif ve icat dönemidir. Avrupalı tüccarlar bu döenmde yeni ticaret yolları bulmuşlar, sanatçılar ve bilim adamları ise yeni icatlar ve fikirler ile ortaya çıkarak, yüzyıllardır Ortaçağ karanlığı içinde kalan Avrupa dünyasının çehresini değiştirmeye başlamışlardır.

 

İslam dünyası ise buna benzer bir süreci, yani kendi Rönesansını, Avrupa rönesansından yaklaşık 600 sene önce yaşanmış ve bu dönem birçok doğulu ve batılı tarihçi tarafından “İslamın Altın Çağı” olarak adlandırılmıştır.

 

Dönemin baş aktörü Abbasi Halifeliği ve başkenti ise Bağdat şehridir.

 

Abbasiler, İslam Devletinin kontrolünü Emevilerden devraldıktan kısa bir süre sonra, 750 yılında yeni bir başkent inşa ettiler.

 

Halife El Mansur tarafından, kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmış Dicle nehri kıyısında kurulan bu başkentin ismi Bağdattı. Kısa bir süre içinde döneminin en büyük ve en zengin şehri haline gelecek olan Bağdat, gerek ticaretin, gerekse de bilimin merkezi haline gelecek ve İslamın altın çağına başkentlik edecekti.

 

Burada tıp, mühendislik, astronomi ve matematik gibi pek çok bilim dalında gelişmeler yaşanacak ve şehir, pek çok bilim insanı için bir cazibe merkezi haline gelecekti.

 

Özellikle 5. Halife Harun Reşid ve oğlu Halife El Me’mûn dönemleri, İslam Altın Çağının en zirve noktası oldu.

 

Nitekim El Ma’mun tarafından açılan ve dönemin en büyük ve ihtişamlı kütüphanesi olan “Beytül Hikme”, bu dönemin adeta simgesi niteliğindeydi.

 

Büyük bir kütüphane olmasının yanında Beytül Hikme, aynı zamanda bir araştırma ve bilim merkezi olarak hizmet görmekteydi. Antik Mezopotamya’nın, Mısır’ın, Afrika’nın ve daha da önemlisi Antik Yunan ve Roma medeniyetlerininin birçok eseri burada Arapçaya çevrilmekte ve bilimin hizmetine sunulmaktaydı.

 

Bu faaliyetin bir diğer önemli özelliği, aksi halde yok olacak bir çok kitabın bu sayede korunmuş olması ve daha sonraki dönemlere aktarılmış olmasıydı. Böylece hukuk, edebiyat, felsefe, bilim, teknoloji gibi pekçok alana önemli bir katkı sunulmuş, özellikle Rönesans dönemiyle birlikte Avrupa’da, bu dönemin birikiminden epeyce faydalanılmıştır.

 

Ayrıca İslam dünyasındaki bu bilimsel ve kültürel gelişmelerin sadece Bağdat ve çevresiyle sınırlı kaldığı sanılmamalıdır. Nitekim aynı dönemlerde İspanya’da bulunan Endülüs Emevi Devleti içinde de benzer bilimsel gelişmeler yaşanmıştır. 

 

Astronomi alanında El-Fezari, tıp alanında İbn-i Sina, El-Razi, İbn-I Nefs, Matematik alanında Harezmi, Ömer Hayyam, optik alanında İbn-i Heysem, felsefe alanında Farabi, İbn-i Rüşt ve Gazali gibi isimler, İslamın Altın Çağında öne çıkan bilim insanlarıdır.

 

Ancak ne var ki, bu dönem çok uzun sürememiş ve dönemin simge şehri Bağdat’ın ve diğer pekçok İslam şehrinin 1200’lü yıllarda Moğol orduları tarafından istila edilmesi ve yıkılıp yakılması sonucunda sona ermiştir.

 

İslam dünyası bu dönemden itibaren günümüze kadar süren büyük bir gerileme süreci içine girerken; bilimsel ve teknolojik alanda yaşanan gelişmeler bundan böyle Avrupa dünyasında yaşanmaya başlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu