Mitoloji

İkarus Sendromu Nedir? İkarusun Kanatları ve Hikayesi

İkarus’un hikayesi, Antik Yunan Mitolojisindeki diğer pek çok efsane gibi, günümüze kadar ulaşmayı başarmış İkrarus’un Kanatları, İkarus Çelişkisi ya da İkarus Efsanesi gibi adlandırmalarla pek çok farklı alanda kullanılır olmuştur.

 

Peki İkarus’un hikayesi nedir? İkarus’un Kanatları ve İkarus’un düşüşü ne demektir?

 

İkarus büyük bir sanatkar olan Daidalos’un oğludur. Daidalos tanrıların ilk heykellerini yapan, o zamana değin gemilerini yalnız kürek kuvvetiyle yüzdüren Yunanlılara, yelken kullanmayı ve rüzgardan faydalanmayı öğreten büyük bir sanatkardır.

 

Cetvel, vida, şakül, balta hep onun tarafından icat edilmiş, hatta kendi kendine hareket eden, canlı gibi yürüyen heykeller yaptığından bahsedilmiştir.

 

Daidalos böylesine büyük bir usta olmasına rağmen bir gün Talos isimli çırağının sanatında ilerlemesini ve etrafında ün salmasını çekememiş ve kıskançlığı nedeniyle onu öldürmüştür. Bunun üzerine Atina’dan sürgün edilen Daidalos Girit adasına sığınmak zorunda kalmış ve Kral Minos‘un himayesine girmiştir. 

 

O sıralarda Girit adası, yarı insan yarı boğa olan korkunç bir canavarla uğraşmaktadır. Kral Minos, bu ele avuca sığmaz ve azgın hayvanın kontrol altına alınabilmesi için Daidalos’tan bir zindan yapmasını istemiştir.

 

Bunun üzerine Daidalos, girenin bir daha girdiği kapıyı bulup çıkamayacağı bir labirent inşa etmiş ve Minotauros adı verilen bu canavarın hapsedilmesini sağlamıştır.

 

Ancak bir süre sonra, bir mahkumun kurtarılması işinde parmağı olduğu için Kral Minos’un gözünden düşen Daidalos’un kendisi de, oğlu İkarus ile birlikte bu çıkılması mümkün olmayan labirente kapatılmıştır.

 

Denizin ortasında yer alan labirentten kaçmak için tek yolun, hava yolu olduğunu düşünen Daidalos, usta ve sanatkar kişiliğini kullanarak labirentin içine düşen kaz tüylerini kullanarak ve bunları balmumuyla birleştirerek büyük kanatlar yapmıştır.

 

Daha sonra bu kanatları omuzlarına ve kollarına bağlayan Daidalos, aynı şekilde oğlu İkarus için de kanatlar hazırlayıp takınca oğluna şunları söylemiştir.

 

” Havada uçarken şuna çok dikkat etmelisin. Ne çok yüksekte ne de çok alçakta uçmalısın. Çünkü çok yükseklere çıkarsan güneşin ateşi seni yakar ve kanatları birbirine yapıştırmak için kullandığımız balmumunu eritir. Eğer çok aşağıdan uçarsan denizin nemi kanatlarını ıslatır ve ağırlaştırır. Bu yüzden beni izleyip ortadan uçmalısın.”

Daidalos, oğluna bunları dedikten sonra kanatlarını çırpıp havalanmış, arkasından da oğlu İkarus havalanmıştır. Ancak uzun süre hapis kalmış olan İkarus uçmaktan çok hoşlanır ve babasının verdiği öğütleri unutarak kanatlarını hızla çarpmaya başlayarak yükseldikçe yükselir. Nihayetinde güneşe o denli yaklaşır ki, güneşin sıcaklığı kanatlarındaki balmumunu eritmeye başlar.

 

Ve kanatlar birbiri ardına çözülerek havaya dağılmaya başlar. Kanatsız kalmış kollarını boş yere havada çırpan ve sallayan İkarus ise, boşlukta aşağı doğru düşmeye başlar ve sonunda denizin derinliklerine dalarak boğulur.

 

İkarus’un düşüşünün hikayesi, başarı için verilen mücadele kadar, başarının ardından gelen kazanma ve yükselme tutkusunun nasıl bir yakıcı tutkuya dönüşebileceği ve nihayetinde insana zarar verebileceğine dair mesajlar veren önemli bir efsanedir.

 

Nitekim daha sonra İkarus Sendromu olarak da adlandırılan bu duygu durumu, sanat ve edebiyat dünyasından, iş dünyasına kadar pek çok alanda insanlara ilham kaynağı olmuştur. Örneğin Kanadalı Ekonomist Danny Miller, 1990 yılında yazdığı İkarus Çelişkisi (The Icarus Paradox) isimli kitabında, bu efsaneyi iş dünyasına uyarlamıştır.

 

Çoğu şirketin belli bir başarıya ulaştıktan sonra, bu başarıdan almış olduğu özgüvenle şirket yapısını daha karmaşık hale getirdiğinden ve maliyetleri arttırdığından bahseden Miller, bu tür şirketlerin bir süre sonra denetimi elden kaçırıp, sonuçta çöküşe gittiklerinden bahsetmiştir. 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu