Hititler Kimdir? Kısaca Tarihi Özellikleri ve Önemi

Hititler, Anadolu’da ve Suriye’de M.Ö. 1700 ve 1200 yılları arasında etkin olmuş, antik bir topluluktur.

 

Hititler, Anadolu’da şehir devletleri halinde yaşayan ve farklı diller konuşan Hattiler, Hurriler Palalar ve Luviler gibi birçok halkı tek tek denetimleri altına alarak merkezi bir devlet kurdular.

 

Bu anlamda Hititler, Anadolu’da siyasal birliği sağlayan ve merkezi bir otorite kuran ilk devlettir.

Hitit İmparatorluğu olarak bilinen bu devletin başkenti günümüzde Çorum ili sınırları içerisinde yer alan Hattuşaş’tır. Hattuşaş’taki Hitit kalıntıları, UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alır.

 

Hitit İmparatorluğunun en önemli hükümdarı Kral I. Şuppiluliumadır. Kral I. Şuppiluliuma dönemi Hitit devletinin imparatorluğa dönüşümü olarak kabul edilir. Bu dönemde ülkenin sınırları Kuzey Suriye’ye kadar genişlemiştir. Hititler bulundukları coğrafya nedeniyle sıklıkla Babil ve Mısırlılarla çatışma yaşamıştır. 

 

Hititler hakkındaki bir başka önemli ayrıntı, Kadeş Antlaşmasıdır.

 

Tarihin bilinen ilk büyük yazılı antlaşması sayılan Kadeş Antlaşması, M.Ö. 1274 yılında imzalanmıştır.

 

Antlaşma imzalandığında Hititlerin kralı III. Hattuşili, Mısır’ın kralı ise II. Ramses’dir.

 

Antlaşmanın nedeni, Mısır kralı II. Ramses’in Suriye toprakları üzerinde hak iddia etmesidir. Bu nedenle Hitit ve Mısır arasındaki ilişkiler gerginleşmiş ve iki devlet arasında Kadeş kenti yakınlarında bir savaş meydana gelmiştir.

 

Savaşı kimin kazandığı kesin olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte Kadeş Antlaşmasına göre, Mısır ve Hitit ülkeleri arasında barış ve kardeşlik sonsuz olacak, iki ülke birbirine sonsuza dek saldırmayacaktır.

Hititler’de Devlet Yönetimi ve Toplum

 

Hitit Uygarlığının devlet yönetimi ve toplum yapısına bakacak olursak; Hitit İmparatorluğu teokratik ve feodal bir yapıya sahiptir. Devletin başında “Tabarna” denilen bir kral ve “Tavananna” denilen bir kraliçe bulunur.

 

Devletin ilk dönemlerinde, Kralın yanında ayrıca “Pankuş” denilen bir yasama meclisi de bulunmaktadır.

 

Soylulardan oluşan bu meclis, kralın tek başına karar verme yetkisini sınırlandırmaktadır.

 

Örneğin kral soyundan gelen birine verilen idam cezası ya da kralın seçeceği veliaht, bu meclisin onayından geçmek zorundadır. Bu anlamda Hititler, tarihteki ilk danışma meclisini kurmuşlar ve meşruti sayabileceğimiz ilk yönetim anlayışına imza atmışlardır.


Ancak Hitit İmparatorluğunun giderek güçlendiği ve merkezileştiği dönemde Pankuş ortadan kaldırılmış ve yönetim mutlak bir monarşiye dönüşmüştür.

 

Tanrıların yeryüzündeki temsilcileri sayılan Hitit kralları Mısır ve Mezepotamya’daki diğer krallardan farklı olarak “Tanrı-Kral” sayılmamışlardır. Ancak onların öldükten sonra Tanrı olduklarına inanılmıştır.

 

Kralların devlet yönetiminin yanında başrahiplik, başkomutanlık ve başyargıçlık gibi görevleri de bulunmaktadır.

 

Hititlerde krallık makamı, veraset yoluyla aktarılmaktadır. Ancak kral, yerine kimin geçeceğini yani veliahdını hayattayken belirlemektedir.

 

Hitit devlet yönetiminde Kraldan sonra gelen ikinci önemli isim kraliçedir.

 

Kraliçeler, gerek resmi kabuller ve dini törenlerde kralla birlikte bulunur, gerekse de devletin resmi evrakları ve antlaşmaları üzerinde kralla birlikte mühürlerini basarlardı.

Hitit İmparatorluğunun bir başka önemli özelliği feodal yapıda olmasıydı.

 

Hititlerde küçük feodal yönetimler devlete her yıl belli bir miktar vergi ödemek ve savaş zamanı asker, at ve savaş arabası vermek zorundaydılar.

 

Hitit toplum yapısı çeşitli tabakalardan oluşmaktaydı. Bu tabakalar arasında soylular, tüccarlar, zanaatkarlar ve köylüler bulunmaktaydı. Sosyal tabakanın en alt kısmında ise alınıp satılabilen ve veraset yoluyla başkasına geçebilen köleler vardı.

 

Bunlardan başka “Namra” yani “Yarı Hür” olarak tanımlanan ve savaşlar sırasında ele geçirilen insanlar bulunmaktaydı. Bu insanlar ucuz işgücü olarak ve toprağa bağlı halde yaşamak zorundaydı.

 

Hititlerde Din ve İnanış

 

Hititler dönemin diğer toplulukları gibi çok tanrılı bir inanışa sahiptir. Hititlerde güneş, ay, dağ, nehir ve yeraltı dünyasını ilgilendiren pek çok tanrı ve tanrıçalar bulunur.

 

Ancak Hititlerin en büyük tanrısı yani baş tanrısı fırtına ve gökyüzü tanrısı Teşup’tur.  

 

Hititlerde ölü gömme geleneği ise iki şekildedir.

 

Kremasyon olarak adlandırılan ilk şekilde, ölen kişinin ceseti yakılır ve külleri urne olarak adlandırılan çömleklerin içine konularak toprağa gömülür.

 

İnhumasyon denilen ikinci gömme biçiminde ise, ölüler pithos denilen büyük bir taş küpün içine yerleştirilerek toprağa gömülür.

Hititlerde Mimari ve Sanat

 

Hititler, Anadolu mimarisine kazandırdıkları anıtsal mimari örnekleriyle tanınır.

 

Örneğin Kayseri yakınlarındaki Kültepe ve Aksaray yakınlarındaki Acemhöyük’te bulunan saray yapıları bu anıtsal mimarilere örnektir.

 

Ayrıca Hititler, görkemli kentler kurmuşlardır.

 

Bu kentlerin en önemlisi hiç kuşku yok ki, Çorum’un Boğazkale ilçesinde bulunan Başkent Hattuşa (Boğazköy)’dır.

 

Surlar, saraylar, tapınaklar, havuzlar, tahıl siloları gibi pek çok yapıya sahip olan şehir, ayrıca “Sfensli Kapı” ve “Aslanlı Kapı” gibi kapılarıyla da ünlüdür.

 

Ayrıca Hititler, ardında bıraktıkları heykel, kabartma ve mühürlerle de ünlüdür.

Bunların en önemlileri Yazılıkaya ve İvriz Kabartmaları, Fırtına Tanrısı Teşupa ait heykeller, Toprak Boğra Ritonları ve Hitit Güneş Kursu sayılabilir.

 

 

Hititlerde Dil, Yazı ve Edebiyat

 

Son olarak Hititlerde dil, yazı ve edebiyat konusuna da kısaca değinecek olursak.

 

Hititlerin edebi metinleri diğer Mezopotamya medeniyetleri gibi dinsel niteliktedir.

Hititlerin ortaya koyduğu mitos ve destanlar arasında en bilinenler, Kaybolan Tanrı, İlluyankas Mitosu, Telepinu Efsanesidir.

 

Hititler kendilerine ait bir çivi yazısı geliştirmişler ve bunu kullanmışlardır.  

Ayrıca Hitit hükümdarları tanrılarına hesap vermek için anal adı verilen yıllıklar hazırlatmışlardır. Bu yıllıklar nedeniyle Hititlerin, sistematik tarih yazıcılığının ilk örneklerini verdikleri kabul edilir.