Alain Touraine Kimdir? Sosyoloji Anlayışı Nedir?

Alain Touraine 1925 yılında Fransa’nın Hermanville kentinde doğmuştur. Üniversite eğitimini Ecole Normale Superieure’de tarih (ve felsefe) alanında 1950 yılında, doktora eğitimini ise 1965 yılında tamamlamıştır.

 

 

Mezuniyetinin ardından Touraine yedi yıl boyunca Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nde (Centre National de la Recherce Scientific) araştırmacı olarak çalışmış, 1958-60 yılları arasında Uygulamalı Yüksek Araştırmalar Okulu’nun (Ecole Pratique des Hautes Etudes) müdürlüğünü yapmış, 1970 yılında ise bu okula bağlı Toplumsal Hareketler İnceleme Merkezi’ni (Centre for the Study of Social Movements) kurmuştur.

 

 

Weber’ci yaklaşıma paralel olarak Touraine, sosyolojinin konusunun toplumsal eylem olması gerektiğini savunur. O sadece somut-ampirik durumların incelenmesi ile ilgilenen bir sosyolog değil, aynı zamanda bu durumlarının sebep ve sonuçlarını anlamaya, açıklamaya ve sorun olarak tanımladığı hususların aşılmasına yarayacak öneriler ortaya koymaya çalışan bir entelektüeldir.

 

 

Touraine’e göre, programlanmış toplum hedefleri bakımından sanayi toplumundan daha fazla iktisadi büyümeye odaklanmış ve sanayi toplumunun sahip olduğundan çok daha fazla bir yatırım kabiliyetine sahip olan bir toplumdur. Ancak, sanayi toplumu yatırım imkânını korumak ve geliştirmek için sermaye birikimine ağırlık vermekte, bu birikim ise emek sömürüsü yoluyla gerçekleştirildiği için emek ve sermaye arasındaki mücadele de toplumdaki temel mücadele biçimini almaktaydı.

 

 

Buna karşılık, programlanmış ya da sanayi sonrası toplumda ise emek sömürüsünün önemi izafi olarak gerilemiş ve bunun yerini bilimsel ve teknik araştırma, mesleki eğitim, değişimi programlama ve değişim unsurlarını idare etme, çoklu ilişkilere sahip örgütlerin yönetimi ve bütün bu üretim etkenlerinin harekete geçirilmesinden yana olan tutumların oluşturulup, idare edilmesini de içerecek şekilde bilginin ve toplumun yaratıcılığının idare edilmesi ve yönlendirilmesi almıştır.

 

 

Touraine’e göre, toplumu anlayabilmenin yolu, klasik sosyolojinin yaptığı gibi, toplumsal aktörleri tarihin önceden nereye gittiği bilindiği varsayılan seyri içine ya da kurumsal yapısı ve işleyişi tespit edilmiş bir toplumsal yapı içine yerleştirerek onların ne kadar uyum ya da sapma gösterdiklerini gözlemlemekten geçmez.

 

 

Aksine, bir toplumu anlamanın yolu, “onun toplumsal ve kültürel yönelimlerini, bu yönelimlerin ortaya konulduğu toplumsal çatışmaların ve güç mücadelelerinin doğasını ve egemen güçlerin toplumsal hareketleri tahrik eden şeylerin nesini bastırdıklarını” anlamaktan geçer. Touraine 1973 tarihli bir çalışmasında, kendi tabiriyle “toplum sosyolojisi yerine aktörler sosyolojisini” koyacak ve böylece sosyolojide mevcut olan nesnel-öznel ya da sistem-eylem kuramları şeklindeki yanlış bölünmeyi aşacak yeni bir kuram geliştirmeye çalışır.

 

 

Touraine’in, toplumu toplumsal aktörlerin eylemleriyle şekillenen bir toplumsal sistem olarak gören bu nedenle de toplumsal aktörleri kuramın merkezine alan bu yaklaşımı bundan dolayı “eylemci (actionalist) sosyoloji” olarak adlandırılır. Yöntem olarak da Touraine “sosyologların toplumsal değişim hareketlerini, onların içinde doğrudan yer alarak inceledikleri ‘sosyolojik müdahalecilik’ yöntemini önerir (Marshall, 1998:5). Özetle Touraine toplumsal değişim süreçlerine aktif olarak katılacak bir eylemci sosyoloji önerir.

 

 

Touraine’e göre, kültürel demokrasi insanları ve toplulukları kendi kültürel cemaatlerine hapseden çok kültürlülük değil, kültürel çeşitliliğin ulusal-toplumsal birlik ve dayanışma içinde korunması ve kültürel değerlerin akıl ve akılcılığın gerekleri ile uzlaştırılmasını ferdiyet kazanmış bireyin yani Öznenin yaratıcılığına ve iradesine bırakan bir demokrasi anlayışıdır.

 

 

Touraine’e göre modernliğin temel sorunu araçlar dünyası ile anlamlar dünyasını birbirinden ayırmış olmasında yatar. Modernliğin araçlar dünyası, programlanmış toplum tanımında da görüldüğü üzere, hayatın her alanını akılcılık ve bilimsel bilgi ışığında ve etkinlik ilkesine göre düzenlemesi girişimine atıfta bulunur.

 

 

Ancak, bu girişim, ona göre, insanı adeta demir bir cendereye hapsetmekte ve onun aynı zamanda bir kültürün, bir cemaatin de insanı olduğunu ihmal etmekte ve bu suretle insan öznesinin bütünlüğünü tehdit etmektedir.

 

 

Pratikte bu durum bir yanda piyasa mekanizmalarının tahakkümü diğer yanda ise insanı ve toplumu tek kültür, tek kimlik ve tek geleneğe hapsetme, dolayısıyla içe kapanma eğiliminde olan bir cemaatçilik arasındaki gerilim olarak ortaya çıkmaktadır ki, Touraine bu hali birlik ve dayanışma içinde kültürel çeşitliliğin sürdürülmesi sorunu olarak tarif etmektedir.

 

 

Touraine’in adına kültürel demokrasi dediği yeni demokrasinin üç temel amacı vardır. Bunlar:

 

(ı) artan eşitsizlikler ve daha fazla dışlanmaya yol açan küresel iktisadi ve mali sistemler karşısında sınıf farklılıklarını azaltmak ve ekonomi üzerindeki toplumsal ve siyasal kontrolü artırmak,

 

(ıı) bu gayri-şahsi tahakküm sisteminin toplumsal aktörleri kendi kişisel veya cemaatçi kimliklerine kapanmaya zorlaması ve bu suretle azınlıkların reddedilmesini teşvik etmesi karşısında kültürel çeşitliliğin saygı görmesini temin etmesi ve herkese eşit toplumsal ve kültürel hakları garanti etmesi ve

 

(ııı) üretim ve yönetim sistemlerinin teknik akılcılığına tâbi olan tüketicilerin sağlık, eğitim, bilişim vb alanlarındaki taleplerinin dikkate alınmasıdır.

 

Touraine’in kanaatince böyle bir demokrasi liberalizmin siyasal, iktisadi ve toplumsal ilkeleri üzerine inşa edilemez çünkü liberalizm otoriter ve totaliter rejimlere kıyasla demokrasinin yaşatılması için daha uygun bir çerçeve sağlıyor olsa da öngörmüş olduğu kültürel çoğulculuk ve piyasa serbestiyeti ile toplumun bütünüyle parçalanmasına, eşitsizlik ve ayrımcılığın daha da kötü bir hal almasına karşı etkin bir çare üretmemekte, aksine bunları daha da ilerletmektedir.

 

 

Bu nedenle, ona göre, özgürlüklerin savunulması herkes için eşit fırsatlar temin edilerek, karşılıklı tanımanın ön şartları yaratılarak ve özgür bir toplumun bir parçası olunduğu hakkında farkındalık yaratılarak yapılmalıdır.

 

 

Touraine’e göre demokrasi en temelde öznelerin, kendi kültürleri ve özgürlükleri bağlamında, sistemlerin mütehakkim mantığına karşı yürüttükleri savaş ya da özne siyaseti, onun var olabilmesinin koşullarını yaratma ve sürdürme siyasetidir. Bunun gerçekleştirilebilmesi bireyin kendi eylem ve durumlarını kontrol etme, kendi deneyimlerini ve hatıralarını kişisel bir hayat hikâyesi içinde birleştirmek için kendini bir aktör olarak ortaya koymasına imkân yaratılması mümkün olabilir.

 

 

Ancak modern toplumun bugün içinde bulunduğu durumda özne bir yandan pazar ve teknolojilerin zaferine (yani araçsal-teknik akılcılığa karşı) karşı mücadele ederken diğer yanda cemaatçiliğe ve ondan ortaya çıkan otoriteryenliğe karşı mücadele vermektedir. Dolayısıyla, öznenin özgürlüğünü garantileyecek bir demokrasi, aşırı bütünleşme ve tek biçimleşme tehditlerini bertaraf edebilecek bir yapıda olmalıdır.

 

 

Toplumsal hareketlerin bu süreçteki temel işlevleri onların modernliğin ve demokrasinin temel değerlerini ve kültürel yönelimlerini paylaşıyor olmaları fakat öte yandan bunlardan ortaya çıkan faaliyetlerin yönetimi ve ürettiği sonuçlar konusunda tâbi konumda olanların tahakküm konumunda olanlarla rekabet ve çatışma içine girmelerinde yatmaktadır.

 

 

Böylelikle toplumsal hareketler modernlik ve demokrasinin terk edilmesi yönünde değil, onun aksayan, olumsuz yönlerinin yine aynı değerler adına girişilen mücadeleler yoluyla düzeltilmesi ve geliştirilmesi yönünde çaba gösteren kolektif hareketlerdir.

 

 

Bu kolektif hareketler bir çıkar grubuna dönüştürdüklerinde ya da modernlik ve demokratik değerler dışındaki değerler etrafında yeni bir toplum kurmaya yöneldiklerinde Touraine’in nazarında toplumsal hareket olma vasıflarını kaybederler.