Emeviler Dönemi Olayları ve Genel Özellikleri

Emevi Devleti, dört halife döneminden (632-661) sonra Suriye’de kuruldu. Adını kurucusu Muâviye b. Ebû Süfyân’ın mensubu bulunduğu Ümeyye kabilesinden almıştır.

 

Emeviler, halifeliği ele geçirme süreçleri nedeniyle İslam dünyasında genelde ciddi şekilde eleştirilmişlerdir. Ancak diğer taraftan bakacak olursak, İslamın bir devlet biçimi şeklinde örgütlenmesi, sınırlarının genişlemesi, kültürel ve mimari açılardan bir İslam kültürünün ortaya çıkması hep Emevi Devletinde yaşanan gelişmelerin sonucundadır.

 

Emevi Devletinin Kurulması ve Muaviye Dönemi:


Hz. Osman zamanında 645 yılında Suriye genel valisi olan Muaviye, Hz. Osman’ın öldürülmesine kadar (656) Suriye valiliği görevini yürüttü.

 

Hz. Osman’ın öldürülmesi üzerine Muâviye, Medine’de halife seçilen Hz. Ali’ye, Hz. Osman’ın katillerini bulup cezalandırma konusunda yetersiz kaldığı gerekçesiyle biat etmedi ve mücadeleye başladı.

 

Bu mücadele sonucunda Hz. Ali ve Muâviye’nin orduları Sıffin Savaşı’nda karşı karşıya geldi. Ancak kesin bir sonuç alınamayınca meselenin çözümü hakemlere havale edildi (657).

 

İslam tarihinde Hakem Olayı olarak alınan bu hadise sonucunda, İslam dünyası yeni bir bölünmeyle karşı karşıya kaldı. Bir grup, Hz. Ali’nin hakem tayinine onay vermesini kabul etmedi ve ondan ayrıldılar. Hz. Ali’den ayrılan bu grup, haricîler olarak adlandırıldı.

 

Haricîlerin 661 yılında Hz. Ali’yi öldürmeleri üzerine Muaviye, oluşan boşluktan yararlanarak öncelikle Suriye halkından “emîrü’l-mü’minîn’’ unvanıyla biat aldı. Bu sırada Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hasan’da Kûfe’de Hz. Ali’nin yerine halife seçilmişti.

 

Ancak Hz. Hasan, hem Irak ordusuna güvenememesi hem de İslâm toplumunda daha fazla kan dökülmemesi gibi sebeplerle Muaviye’ye karşı mücadele etmekten vazgeçti ve halifelikten çekilerek Muâviye’ye biat etti (29 Temmuz 661).

 

Böylece İslâm dünyasının tamamını hâkimiyeti altına almış olan Muaviye, yaklaşık doksan yıl sürecek olan Emevî Devleti’nin temellerini attı.

 

Muâviye, İslam dünyasında iktidarı eline alır almaz iç karışıklıklar nedeniyle yaklaşık on yıldır durmuş olan olan fetih hareketlerini üç ayrı cephede yeniden başlattı.

 

Bu fetih hareketlerinin en önemlilerinin başında, Bizans üzerine 662’den itibaren düzenlediği seferler gelmektedir. Bu süreçte gerçekleştrdiği kara ve deniz harekatlarıyla İslam dünyasında İstanbul’u kuşatan ilk isim, Muaviye oldu.

 

Nitekim türbesi bugün İstanbul’da bulunan ve bir semte ismini veren meşhur sahabe Ebû Eyyûb el-Ensârî de bu kuşatmalar sırasında hastalanarak hayatını kaybetmiştir.

 

Ancak  her ne kadar İstanbul yaklaşık dört yıl (674-678) kuşatma altında kalsa da, Muaviye Bizans karşısında başarı sağlayamadı ve İstanbul fethedilemed.

 

Kerbela Vakası ve Yezid Dönemi:


Fetih hareketlerinin yanı sıra, Muaviye’nin islam tarihi açısından en kalıcı icraatlarından bir diğeri ise oğlu Yezid’I veliaht ilan etmesiydi.

 

Bazı tarihi kaynaklar Muâviye’nin bu adımını, Müslümanlarını hilafet meselesi yüzünden yeni bir anlaşmazlığa düşmesini engellemek için attığını belirtir.

 

Ancak gerekçe her ne olursa olsun, şurası bir gerçektir ki, halihazırda halifeliği zaten kılıç zoruyla ele geçirmiş olan Muaviye, bu hareketiyle İslam devletini veraset kuralını esas alan bir hanedanlığa dönüştürdü. Bu bağlamda Emeviler, halifelik kurumunu dinsel bir liderlik olmaktan öteye taşıdılar ve onu monarşik yönetimlerinin bir bileşeni haline getirdiler.

 

Muaviyenin bu adımına en sert tepki, Medine’de bulunan Hz. Muhammedin torunu Hz. Hüseyin’den geldi. Muaviye’nin 680’deki ölümüyle birlikte halife olarak başa geçen Yezid’e biat etmeyen Hz. Hüseyin, “Kerbela Vakası denen hadise sonucunda feci bir şekilde öldürüldü.

 

İslam tarihinin en trajik olaylarından biri sayılan “Kerbela Olayı”, Yezid’in birçok Müslüman tarafından nefretle anılmasına yol açacak ve İslâm dünyasının siyasi ve itikadi açıdan bölünmesinde bir dönüm noktası olacaktı.

 

İslam dünyasında önceden nazarî bir siyasî görüş durumunda olan ayrılıklar, bu olay neticesin bir akide halini alacak ve Şii – Sünni İslam Ayrımı bu olaydan sonra belirginleşecekti.

 

Ayrıca İslâm tarihinde hilafetin saltanata dönüştürülmesinin onunla başlaması, Medine isyanının kanlı bir şekilde bastırılıp şehrin yağmalanması, Mekke ve Kâbe’nin kuşatma altına alınması ve bu kuşatma esnasına Kabenin büyük zarar görmesi gibi hadiseler de Yezid’in Müslümanların zihinlerinde olumsuz çağrışımlar yapmasına yol açacaktı.

 

Emevi Devletinin Genişlemesi:


 

Muaviye ve Yezid dönemindeki gelişmelerle, Müslümanlar üzerindeki otoritesini güçlendiren ve merkezi otoritesini sağlamlaştıran Emevi Devleti, sonraki dönemler de fetih hareketlerine devam etti.

 

Emevi Devletinin genişleme döneminde, Abdülmelik b. Mervân ve Velid Bin Abdülmelik gibi Emevî halifeleri özellikle ön plana çıktı.  

 

Kuzey Afrika, Hazar ülkesi, Orta Asya, Hindistan, İspanya ve Anadolu üzerinde yoğun seferler gerçekleştirildi. Bu dönemde, Mesleme b. Abdülmelik, Kuteybe b. Müslim, Muhammed b. Kasım es-Sekafî, Musa b. Nusayr ve Tarık b. Ziyâd gibi İslâm tarihinin ünlü komutanları Emevî Devleti’ni en geniş sınırlara ulaştırdılar.

 

Bu komutanlar ile Batıda Kuzey Afrika’nın fethi tamamlanırken;  Cebelitarık Boğazından Avrupa’ya geçen İslam orduları İspanya’yı fethetti. Doğuda ise Horasan ve Maveraünnehir bölgesi ile Türkistan ve Pakistan ele geçirildi.

 

Böylece Arap olmayan pek çok unsurun İslamlaşması sağlandı. Örneğin Türkler, Farslar ve Berberiler gibi önemli topluluklar, bu dönemdeki fetihlerin bir sonucu olarak İslamiyete girdi.

 

Emeviler aynı zamanda imar ve kültür faaliyetlerine de büyük önem verdiler.

 

Büyük bir imparatorluk haline gelmiş İslâm devletinin her tarafında yollar ve köprüle inşa ettiler, kütüphaneler inşa ettiler ve birçok önemli eser meydana getirdiler. İslâm dünyasındaki ilk büyük camilerden biri olan Kudüs’teki Kubbetü’s-sahra, bu eserlerin önemli bir örneğidir.

 

Emevi Devletinin Yıkılışı:


Ancak Emeviler, bu güçlü konumlarına rağmen, halifeliği babadan oğula saltanat haline dönüştürmeleri ve yönetimde kabilecilik anlayışını ön plana çıkarmaları nedeniyle, Araplar içinde huzursuzluğa yol açtılar.

 

Ayrıca İranlılar, Türkler, Berberîler ve Kıptîler gibi Arap olmayan Müslümanlara (Mevâli olarak adlandırılırlar) ikinci sınıf insan muamelesi yapmaları ve bu sebepten ötürü bu insanlara devlet ve ordu yönetiminde önemli mevkiler vermemeleri de, arap olmayan Müslüman unsurların muhalefetine yol açtı.  

Yezid’den itibaren bazı halifelerin zevk ve eğlenceye dayalı bir hayat yaşamaları, Emevî yöneticilerinin Müslümanların hafızalarında derin izler bırakan ve toplumu rahatsız eden bazı olayların (Hz. Hüseyinin öldürülmesi, Kabenin tahrip edilmesi gibi) içinde yer almış olmaları gibi hususlar da halkı Emevi idaresinden soğutan başlıca nedenler arasındaydı.

 

Nihayetinde 11. Emevi halifesi, II. Velîd’in halifelikten düşürülmesinin ardından aile içinde ortaya çıkan iç mücadele sonunda, Suriye ikiye bölündü.

 

Bu durum yavaş yavaş Emevîlerin sonunun geldiğine işaret etmekteydi. Bu iç karışıklıklara son Emevî halifelerinin beceriksiz ve vizyonsuz yönetimleri, eklenince 13. Emevi Halifesi II. Mervan döneminde, 750 yılında, Emevi Devleti sona erdi.

 

Bu tarihten sonra İslam ülkesinin hakimiyeti ve halifelik Abbasilerin eline geçti. 

 

Hz. Peygamberin amcası Abbasın soyundan gelen Abbasiler, Hilâfet makamını ele geçirmek için, Emeviler aleyhine oluşan ve yukarıda saydığımız bütün olumsuz şartları kendi lehlerine olacak şekilde ustaca kullanmışlar ve isyan hareketlerini desteklemişlerdi.

 

Son Emevi halifesi Mervan bin Muhammed, pek çok yerde meydana gelen bu isyan hareketlerini bastırmaya çalışsa da başarılı olamadı. Abbasiler önce Emevi ordusunu yenerek Irak’ı aldı ve 749’da Kûfe’yi ele geçirdi. Ardından Abbasilerden Ebu’l-Abbas halife ilan edildi ve Abbasiler kısa sürede ülkenin tamamında yönetimi ele geçirdi.

 

Nihayetinde Mervan bin Muhammed, Abbasi ordusuyla Zap Suyu kenarında yaptığı savaşı kaybederek Suriye üzerinden Mısır’a kaçtı. Fakat Abbasiler peşini bırakmayarak onu öldürdüler (750). Ardından diğer hanedan üyeleri de yakalanarak öldürüldü.

 

Böylece doğudaki Emevi Hanedanlığı sona ermiş oldu. Ancak onların elinden kaçmayı başararak İspanya’ya gelen Abdurrahman bin Muaviye (I. Abdurrahman), buradaki İslam topraklarının başına geçerek İspanya’da Endülüs Emevi Devletini kurdu.