Doğan Avcıoğlu Kimdir? Fikirleri ve Hayatı

Doğan Avcıoğlu Kimdir?


Gerek Yön Dergisindeki yazıları gerekse kitaplarıyla Türkiye’nin sol düşünce literatürüne önemli katkılar sağlayan Doğan Avcıoğlu -nüfus kaydındaki ismiyle Mehmet Erdoğan Avcıoğlu- 13 Mart 1926’da Bursa’nın Mustafa Kemalpaşa ilçesinde doğdu.

 

Fransa’da İktisat ve Siyasal Bilimler eğitimi gören Avcıoğlu, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde asistan olarak çalışmaya başladı.

 

1961 Anayasası’nın hazırlanmasına katkıda bulunan Avcıoğlu, 1960-61’de Vatan ve Ulus gazetelerinde yazarlık, Ankara Radyosu’nda dış haber yorumculuğu yaptı.

 

Avcıoğlu 1961’de Mümtaz Soysal ve Cemal Reşit Eyüboğlu’yla birlikte kurduğu ve yayımını 1967’ye değin sürdürdüğü Yön Dergisiyle 1960 sonrası siyasal düşünce ortamında etkin bir rol oynadı.

 

Niyazi Berkes, İlhan Selçuk, Şevket Süreyya Aydemir, Attila İlhan, Çetin Altan, Aziz Nesin, Fakir Baykurt, Yaşar Kemal, Taner Timur, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi isimler Yön ’de yazılar yazdı. Avcıoğlu 1969’da, Yön ‘deki görüşlerini siyasi bakımdan daha net bir biçimde dile getirdiği haftalık Devrim Gazetesini çıkarmaya başladı.

 

12 Mart 1971 Muhtırasından sonra 9 Mart 1971 darbe teşebbüsünde “orduyu başkaldırmaya teşvik” iddiasıyla Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu ile birlikte yargılandı ve beraat etti. Bundan sonra kendisini Türk tarihi alanında eserler vermeye adayan Doğan Avcıoğlu, Türk düşünce dünyasına oldukça önemli katkılarda bulundu. 

 

Avcıoğlu’nun kaleme aldığı eserler şunlardır:

  • Türkiye’nin Düzeni: Dün-Bugün-Yarın (1968);
  • 31 Mart’ta Yabancı Parmağı (1969);
  • Devrim Üzerine (1971);
  • Milli Kurtuluş Tarihi (3 cilt, 1974-1975);
  • Türklerin Tarihi (5 cilt, 1978-1982, eserin 6. cildi 2013 yılında Avcıoğlu’nun notlarını derleyen Doğan Yurdakul tarafından çıkarıldı.);
  • Devrim ve “Demokrasi” Üzerine (1980).

 

4 Kasım 1983’te, 57 yaşındayken mide kanseri tedavisi gördüğü İstanbul’da ölen Doğan Avcıoğlu, vasiyeti üzerine Büyükada’da toprağa verildi.

 

Doğan Avcıoğlu’nun Fikirleri:


1960’lı yılların Türk solunda; Türkiye, geri kalmış, ekonomik olarak bağımsızlığını kazanamamış ve özellikle doğusunda feodalitenin hala etkin olduğu bir ülke olarak görülmekteydi.

 

Kapitalizme tam geçilememiş olması, demokrasinin de ülkede tutunamasına yol açmış ve ne çok partili yaşama geçiş ne de tek parti döneminde yaratılmaya çalışılan burjuva sınıfı ülkeye demokrasiyi getirmekte başarılı olamamıştır.

 

Bu durumun nedenlerini araştırmak ve de olası çözüm yollarını belirlemek söz konusu olduğunda ise pek çok sol teorisyen birbirinden farklı tezler ortaya koymuştur. 

 

Bu tezler genelde, Osmanlı’nın toprak düzeni, feodalizm, Asya Tipi Üretim Tarzı, tımar sistemi, artı ürünün sahibinin kim olduğu ve yürütülmesi gereken strateji gibi pek çok alt tartışma çerçevesinde yürütülmüş ve nihayetinde, Yön Hareketi, Milli Demokratik Devrim (MDD) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) hareketlerinin altında eylem alanı bulmuşlardır.  

 

Milli Demokratik Devrimciler ve Yön Hareketi birbirleriyle daha yakın bir ilişki içinde iken; Türkiye İşçi Partisi’ni onlardan daha farklı bir çizgiyi benimsemiştir.

 

Şöyle ki, ilk iki grup, öncü sınıf olarak asker ve sivil zümreleri görmektedir. Onlara göre Türkiye İşçi Sınıfı, sosyalist devrime öncülük edecek bilinç seviyesinde ulaşmamıştır. Henüz feodal ilişkilerin çözülmediği, burjuva devriminin bitmediği bir ülkede, sosyalist devrimi savunmak doğru değildir ve bu yüzden öncelik asker ve sivil zümrelerin liderliğinde milli demokratik devrimi gerçekleştirilmelidir.

 

Türkiye İşçi Partisi ise ülkenin görece sanayileşmiş olmasından bahisle, işçi sınıfının devrime öncülük edebilecek bilinç ve seviyede olduğunu savunmakta ve sosyalist bir devrimi olası görmektedir. 

 

İşte Doğan Avcıoğlu, Yön Dergisini çıkaran isim olarak bu tartışmalardaki temel figürlerden biridir. Onun bu tartışmalarda kullandığı pre-kapitalist üretim tarzı ya da zinde kuvvetler gibi kavramlar yıllarca tartışılmıştır.

 

Doğan Avcıoğlu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Sened-i İttifak ve Tanzimat Fermanı gibi ilerlemeci olarak görülen pek çok adımı sert bir şekilde eleştirmiş, bu gelişmeleri Osmanlının “uydulaşma” süreci olarak görmüştür.

 

Ortaya koyduğu tezlerle askeri bürokrasi arasında oldukça popüler olan Avcıoğlu, özellikle hava kuvvetlerinde önemli bir taraftar kitlesi kazanmıştır.

 

Nitekim 9 Mart 1971’de onun tezlerinden etkilenen bir askeri grup, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un da katılımıyla darbeye niyetlenmiş, ancak devamında gelen tereddütler ve diğer kuvvet komutanlarının desteği olmayınca darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

 

Son olarak, Altan Öymen tarafından 11 Haziran 1983 tarihli Milliyet gazetesindeki “Doğan Avcıoğlu” başlıklı şu yazının, Doğan Avcıoğlu’nun hayatını ve fikirlerini merak eden okuyucular için faydalı olacağını düşünüyoruz:

DOĞAN Avcıoğlu’nu 1956’da tanıdım. Paris’te okumuş, Ankara’ya gelmişti. Çoğu aydınımız gibi, o da ülkemizin temel sorunlarını saptama ve onlara çözüm bulma merakındaydı. Çoğu aydınımızdan farklı yanı ise, bunun lâkırdısıyla değil araştırması ile uğraşmasıydı.

 

Sağlam mantığına ve sentez yeteneğine eşlik eden büyük bir çalışma gücü ve çalışma disiplini vardı. Ülkemizin bir zamana kadar kimsenin somut olarak görüp yazmadığı, ya da yazamadığı gerçeklerini gözler önüne seren “Türkiye’nin Düzeni” onun bu, benzerine çok az rastlanan niteliklerinin eseridir. Belgeselliğinln yanında akıcı üslûbu ile de kısa zamanda tanınan eser, 1960’lı yılların sonlarının arka arkaya basılıp en çok satılan kitabı olmuştur.

 

Doğan Avcıoğlu daha 1950’li yılların sonlarında, başta İnönü olmak üzere devlet ve politika adamlarının dikkatini üzerinde toplamıştı. Onu önce parti araştırma bürosu üyeliğine getirip, sonra Kurucu Meclis’e seçtiler.

 

Orada da birlikteydik. 1961 Anayasası’nın özellikle ekonomik ve sosyal içeriğinin oluşmasında, Anayasa Komisyonu üyesi olarak büyük katkısı vardı.

 

Gene de Anayasa’nın yürütme ve yasama organlarının ekonomik alandaki yetkilerini düzenleyen hükümleri istediği gibi çıkmadı. O, karar mekanizmaları hızlı ve kesin çalışan bir düzen istiyordu, olmadı. 1961 Anayasası’nın Kurucu Meclis’teki oylaması sırasında kabul oyunu —bu gerekçe ile— vermeyen Kurucu Meclis üyelerinden biri oldu.

 

“Yön” dönemi… “ Devrim” dönemi…

 

Büyük yükünü üzerinde taşıdığı bu iki derginin koleksiyonu, bazı yorumları tartışılabilse bile, dönemin kurumlan, kişileri, olayları üzerinde belgeli ve en açık sözlü değerlendirmeleri, eleştirileri içerir ve sorunlara, kendi mantığı içinde tutarlı çözümler getirir.

 

1971’de sonradan aklandığımız dava yüzünden bir süre birlikte hapisteydik. Orada da dışarıdan bavul dolusu kitap getirtir, daha sonra yazacaklarına durmaksızın çalışırdı.

 

Hapisten sonra geliştirdiği bu çalışmalar, kütüphanemize “M illî Kurtuluş Savaşı Tarihi” gibi 1839’dan başlayıp 1995’e bakmaya çalışan 160 yıllık bir dönemin hiç farkedilmeyen yönlerini de kapsayan bir “Avcıoğlu sentezi” kazandırdı.

 

Daha sonra “ Türklerin Tarihi” de öyle. Ama sadece beş cildiyle… Daha sonraki ciltlerini de yazacaktı. Yazamadı. Onun yerine —değeri her geçen gün daha da fazla anlaşılacak— büyük bir araştırma, düşünce ve eylem adamı olarak “ Türklerin Tarihi” ne kendisi girdi.